temmuz'09   agustos'09   eylul'09   ekim'09   kasim'09  
Türkiye'nin ilk online erkek dergisi Wingman Dergi Ağustos sayısında da bomba gibi... Konsept fotoğrafları, birbirinden keyifli köşe yazarları, şehirden kaçış yolları, Selin Altay ve Serkan Şenalp'le keyifli bir söyleşi, futboldan Curling'e kadar spor, dünyayı kirletenler ve krizlere sokanlar, Burnout Paradise: The Ultimate Box ve daha bir sürü konu. Anlayacağınız izledik, okuduk, dinledik, oynadık, taktık takıştırdık, yedik içtik, gezdik tozduk da kendimize mi? Hayır! Her şey Wingman okurunun memnuniyeti için. Dopdolu bir dergi var önünüzde. Ağustos boyunca keyifle okumanız dileğiyle... BARDAN KIZ KAÇIRMA Geçenlerde yaklaşık bir senedir Türkiye’de çalışan Kanadalı bir arkadaşım, Türk kızlarını tavlamak için ne gibi “pick-up line”lar kullanması gerektiği konusunda tavsiyeler istedi benden. Genellikle Amerikan sit-com'larından aşina olduğumuz bu “kız tavlama cümlecikleri”, eğer uslu çocuklar olursanız şirinleri görebileceğiniz bir dünyada, tek gecelik ilişkilerle sonuçlansa da, Türkiye’de başarı yüzdeleri biraz daha düşük. Yine de bazıları Hollywood çıkışlı ve Türkçe’ye çevrildiklerinde de saçmalıklarından hiç bir şey kaybetmeyen, bazılarıysa bize has olan cümleleri barındıran sık kullanılanlar klasörüne şöyle bir göz atalım: E: İyi misin? K: Evet, neden? E: Cennetten düşmek canını acıtmış olmalı! Burada büyük bir kavram karmaşası var ilk olarak. Kızlar kendilerini melek değil, prenses zannederler. Dolayısıyla yukarıdakine benzer bir etki yaratmak isteyen erkeklerin kıza dönüp şaşırmış surat ifadesi yaparak “Sizin gibi bir prensesin halkın arasında ne işi var?” cümlesini kurmaları bu kavram karmaşasını ortadan kaldıracaktır. Ayrıca kız biraz kibar bir şeyse ve “iyi misin?” sorusuna “İyiyim, sen nasılsın?” diye cevap verirse erkeğin göt gibi kalma riski var, almaya değmez. E: Bozuk paran var mı? K: ??? E: Annem aşık olursam arayıp ona haber vermemi istemişti de. Şimdi bu diyalog Amerika’da “aaay ne tatlıııaaa” tepkisine yol açma ihtimaline sahip olsa da Türkiye’de işlemez; zira İstiklal’de, Sakarya’da skinny pantolonları ve siyah göz kalemleriyle “1 TLniz var mı?” diye gezen götük emolar ülkesindeyiz. Soruyu sorduğunuz anda sokak bebesi damgasını yediniz. O yüzden iphone’nunuzu çıkartıp “Adını söyler misin, anneme mail atıp aşık olduğumu söylemek istiyorum” ya da “Bi' fotoğrafını çekebilir miyim, facebook'uma koymak istiyorum” gibi modifiye söylemler yapmanız daha hayırlı olacaktır. Seni bir yerden tanıyor muyum ya? Bu cümlenin alenen yalan olması dışındaki en büyük sakatlığı, aslında kızın değerini düşürüyor olmasıdır. Seninle bir yerlerde tanıştık ama o kadar silik bir tipsin ki katiyen hatırlayamıyorum. Bunların “Şu okula mı gittin?”, “Bilmem kimlerin arkadaşı değil miydin sen?” gibi cümlelerle olayı uzatanları da vardır ki, zannedersin CSI Türkiye. Telefonunda bir resim açıp, işi “Sen şu kız değil misin ya?” noktasına kadar getireni bile gördüm, alçı hayatımızın neresinde? Buraya sık gelir misin? Burası güzel bir mekan mı? Bu grup iyi çalar mı? O esnada aralarındaki tek ortak nokta olan, sigarayla karışık ter kokusunun hakim olduğu bir barda bulunmak gerçeğini, sohbetlerine yedirmek isteyen gençlerin tercihi. Ancak bu “Ben buralarda yeniyim, etrafı pek bilmiyorum, gezdirilmeye ihtiyacım var” tavrı ve bakışları, yavru bir köpek olmadığınız müddetçe işlemez. Aksine, mekana her akşam gelen, sahibini ve sahnede çalan grubu tanıyan adamlar ister kızlar; turist rehberi olmak değil. Burcun nedir? Bu sanıyorum başarılı olma ihtimali en yüksek olan cümlelerden biri, çünkü bir, kızlar kendileriyle ama sadece kendileriyle ilgili konuşulmasını ve iki, burçları çok severler. Yalnız, cevabı aldıktan sonra Rezzan Kiraz modunda “Ha, o zaman sen şöylesin, bak ben de bilmem ne burcuyum, biz iyi anlaşırız.” gibi açıklamalar yapmak delikanlıyı bozacağından, bu muhabbeti nasıl devam ettireceğinizi iyi hesaplamanız lazım. Kinder sürprizi sona sakladım: “pick-up line” mevzusu yalandır. Bir kadın, bir erkeğe dönüp baktığı anda o bardan onunla çıkıp çıkmayacağı kararını zaten verir. O esnada ne söylendiğinin pek de bir önemi yoktur. Sizin göreviniz beyler, tabii kabul ederseniz, öncelikle hedef belirlerken açık bir şekilde amacının kendi halinde eğlenip evine dönmek olduğunu belli eden hemcinslerimden uzak durmak, düzgün giyinmek, kibar olmak, hijyen kurallarına uymak ve tüm bu yollardan geçip başarıyla kızı eve götürdüğünüz zaman da erken boşalmamaktır. Başarılar. Gençlink'in Aklı Büyük Gençleri Televizyonda gecenin bir vakti karşınıza çıkan ve bir anda sizi ekrana bağlayan canlı bir sohbet programı Gençlink. Adından da anlaşılacağı gibi genç, dinamik ama ayakları yere basan bir program. Gençlink'in yapımcı sunucuları Selin Altay ve Serkan Şenalp'le çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Şu ana kadar 750 konuk ağırlamış olan Selin ve Serkan, bu sefer Wingman'in konuğu oldu. Soruları sormaktaki yeteneklerini, cevaplamakta da gösterdiler. Televizyona nasıl başladınız? Selin: Önce diziyle başladım. O sırada bir ajanstaydım. Tesadüfen oldu. Serkan: İlk olarak reklam filmleriyle başladım. Zaten istediğim bir şeydi ama tesadüfen gelişti. Kendimi bir anda televizyonda buldum. Serkan, sen bir ara Hey Girl'de yazarlık yaptın? Nasıl bir deneyimdi? Serkan: Hayranlarıma Güzin Abla'lık yaptım. Enteresan bir tecrübeydi. Elimden geldiğince yardım etmeye çalıştım. Programcılığı mı, oyunculuğu mu daha çok seviyorsunuz? Serkan: Ben TV programı yapmayı seviyorum. Selin: Bence de TV programı en iyisi. Oyunculukta yapman gereken bir karakteri canlandırmak. TV programında ise kendinsin. Selin'i ortaya koyuyorsun. Tabi paylaşabildiğin ölçüde. Her halükarda TV programının farklı bir keyfi var bana göre. Hele de Türkiye'de programını istediğin şekilde yapabiliyorsan aslında çok şanslısın demektir. Serkan: Hem şanslıyız ve hem de şansımızı kendimiz yaratıyoruz. Selin: Doğru zamanda doğru yerde olmuşuzdur. Bu fırsatları da elimizden geldiğince iyi değerlendirmeye çalıştık. İyi şeyler yapıyor olmamız, başka iyi şeyleri tetikliyor ve beraberinde getiriyor. Genelde televizyona çıkan herkesin hayali nedense sinema oyunculuğu. Sizin de var mı öyle bir hedefiniz? Serkan: Ben program yapmadan önce TV dizilerinde oynuyordum. Oynadığım birkaç tane de sinema filmi var. Ama benim asıl istediğim şey program yapmak. Program yapayım, kariyerime bir şeyler katayım, oradan oraya sıçrayayım gibi hedeflerim yok. Selin: Ben bir sinema filminde yer almayı çok isterim. Ve bunu da sırf sinema filminde oynamış olmak için değil, üzerinde düşünerek, inceleyerek içerisinde yer almak isterim. Yine de öncelikli hedefim programa devam etmek. Programın yapımcıları da sizsiniz. Oldukça da gençsiniz böyle bir başarı için... Serkan: 18 -19 duruyorsun diyorlar ama 24 yasındayım. Bu iş için her hangi bir yaşın çok genç olduğunu düşünmüyorum. Doğru yer, doğru zaman önemli olan. Selin: Ben Serkan gibi 'Benjamin Button' değilim. 26 yaşındayım ve 26 gösteriyorum. Bence o kadar genç değiliz. İnsanlar 17-18 yaşında başlıyorlar bu işe. Serkan: Hayır hayır, katılmıyorum. Bence gayet erken bir yaş bizim yaşlarımız. Kıstaslarına baktığınızda, insanlar en erken 35 yasında yapıyorlar bu işleri. Stüdyoda program yapıp, konuk ağırlamak zor iş. Sonuçta dalında önemli insanlarla karsı karşıyayız. İnsanlarla uğraşmak, onları yönlendirmek kolay değil. Yaşıtlarımız genelde anons yapıyor, klip sunuyorlar. Canlı yayının ne gibi zorlukları var? Serkan: Yaklaşık 450 saat canlı yayın yaptık. 750 civarı konuk ağırladık. Çoğu sevdiğimiz, tanıştığımız, arkadaş olduğumuz insanlar. Sevdiğimiz ama tanışmadığımız, kamera karsısında deneyimi olmayan konuklarda zorlanabiliyoruz. Bizim bir akışımız var, soracağımız sorular, gidişat belli ve 1 saat 10 dakikalık programın %80'inde konuşmak durumundayız. Soru soruyoruz, “evet” “haklısınız” gibi cevaplar verdikleri zaman kilitleniyoruz. Selin: Ben dünyanın en uzun sorularını sormak konusunda çok yetenekliyim. Öyle ki, toplasanız kitap olur. Bir soruyu uzun uzun soruyorum. Ve cevaben karşımdaki insan “evet” deyince o anda yapacak bir şey yok. Serkan: Ben olsam onun yerinde “bu kız o kadar uğraştı uzun uzadıya kurdu cümleyi sordu soruyu” derim ve bir şeyler demeye çalışırım. Böyle boşluklar oluyor ama canlı yayında 1 saniye bile sessizlik olmaması lazım. Selin: Canlı yayında sessizlik olduğu zaman birimizin araya girmesi gerekiyor. Eskiden Sinek TV'de program yaparken, birbirimizi masanın altından dürterdik, “Benim sorum bitti, sen sor” diye. Artık birbirimizin bakışından anlıyoruz. Öyle bir durum olduğu zaman lafa giriyorum ama ne diyeceğimi bilmeden giriyorum. “Ben bir şey merak ediyorum” diye başlıyorum ama o anda ne merak ettiğimi ben de bilmiyorum ve cümle bitene kadar merak edecek bir şey buluyorum. Serkan: Bizimki her gün olan bir program. Haftada bir yapılan programlar gibi yüksek bir program olması elbet beklenemez. Gündüz programları, hop göbek attık, hop ağladık, hop sorunları çözdük, hop şarkılar söyledik diyerek bunu sağlayabiliyor. Ama gecenin bir vakti bunları yapacak halimiz yok. Bilgisayar destekli de gitmek çok hoş değil. O soru geldi, bu soru geldi. Sanki o bilgisayar olmasa sen bir şey yapamayacaksın. Selin: İki kişi olmanın avantajı oluyor tabii. Serkan mail'lere bakarken ben konuşuyorum. Ben sorulara bakarken Serkan konuşuyor. Diksiyonunuza dikkat ediyor musunuz? Selin: Daha çok sohbet üzerine bir program yapıyoruz. Olabildiğince doğaçlama, olabildiğince doğal bir sohbet. Hazırladığımız sorulara bile çok sadık kalmıyoruz. Serkan : Çoğu programda önceden bir metin hazırlanıyor. Sunucunun ya da showman' in kaçıncı dakikada, hangi espriyle konukları ve seyircileri nereden nereye yönlendireceği, genel olarak çizilmiş durumda. Bizde böyle bir hazırlık yok. Selin: Birbirimizi uyarıyoruz tabi hatalarımız konusunda. Türkçeyi katletmek istemeyiz. “İki genç çıkmış, yamuk yumuk konuşuyor” desinler istemeyiz. Olabildiğince dikkat ediyoruz. Hayalinizdeki konuk kim? Selin: Öyle özel biri yok. Hangi konuğun programı güzelleştireceği biraz sürpriz. Bize göre kötü geçecek bir program, konuğun beklenmedik enerjisi ile yükselebiliyor. Yani hayalimizdeki konuk enerjisi yüksek konuk. Hoşlanmadığınız konuklar oluyor mu? Selin: Fikrine katılmadıklarım oluyor. Onları da bozmak ya da rencide etmek yerine sadece katılmadığımı belirtiyorum. Konuşmanın kalitesini düşürmemeye çalışıyoruz. Serkan: Zaten bozmak isteyeceğimiz insanları da çağırmıyoruz. Gerek var mı herkesin dalga geçtiği birini çıkarmaya? Birbirinize program esnasında kızdığınız oluyor mu? Serkan: Bizim kocaman egolarımız olmadığı için kızmıyoruz. İkimiz farklı insanlarız ama bu farklılık işimize yarıyor. Birbirimizin önüne geçmek gibi bir kaygımız yok. Ne gerek var kavga etmeye? Selin: Genelde programda sıkıntı olsa da bunlar birbirimizle ilgili olmuyor. İnsanların yorumlarını dikkate alıyor musunuz? Serkan: “Ah ben bunu nasıl düşünemedim” dediğim pek olmuyor. Muhtemelen onu düşünmüşüzdür biz. En doğru olan dış hatların esnek ama ana hatların sabit olduğu bir yol belirlemek. Yani marka olmak... Selin: “Sertab Erener mi? Yeni mi çıkmış?” diyecek halim yok. Elbet benim aklıma gelmiştir ama başka sebeplerden dolayı çıkaramamışımdır. Yine de başka insanların görüşleri önemli. Çünkü biz asla izleyici gözüyle izleyemiyoruz. Dinlemek lazım ama çok da değil. Sınırı iyi çizmeliyiz. Programın reytingleri ne durumda? Selin: Günlük reyting sonuçlarını alamıyoruz biz. Sadece dilimlerden haberimiz var. Prime Time 3'e göre de durum iyi. Aslında en iyi gösterge, bize gelen mailler. Gecenin bir vakti yorgun argın işinden geldikten sonra, televizyon karşısında yayılmışken, kalkıp mail atan biri benim için çok değerli. Program saatinden memnun musunuz? Serkan: Bence en iyisi gece yayını. Türkiye'nin Amerika'dan sonra gece en çok televizyon seyredilen ülke olduğuna dair bir şey okumuştum. Ona rağmen gece izleyecek çok az şey var. Ya korse reklamı, ya da 20 dakikalık olta reklamı var. Reklamcılara da buradan sesleniyorum. Hazır uyku halinde insanlar, daha mantıklı reklamlar verin. Tam bilinçaltı açılmak üzere, TV karşısında uyuklarken, ne isterseniz alırlar. Televizyonda çeşitliliğin olmaması konusunda ne söyleyebilirsiniz? Selin: Bir dönem ağa dizileri furyası başlıyor. Televizyonda sadece onlar oluyor. Sonra başka bir şey... E haliyle gençlik internete yöneliyor. Televizyondaki aynı programlardansa, internetteki 6 dakikalık seçilmiş videoyu izlemeyi tercih ediyor. Niye saatlerce izlesin ki bir programı, en güzel kısmını biri internete nasılsa yüklüyor. Serkan: Bu konuda en büyük handikap reyting. Biz de zaman zaman bunu hissediyoruz. İşi basitleştirmemek koşuluyla, izlenebilir olmaya çalışıyoruz. Her zaman geneli düşünmek ve objektif bakabilmek zorundayız. Selin: Ben kendi hayatımı baz alarak program yapamam. Türkiye benim yaşadığım yerden ibaret değil. “Doğru olan bu” diye dayatamazsın. İnsanlarla paylaşmak istediğin konulara değinirsin ama önce birçok kişiye ulaşman lazım. Mesela Okan Bayülgen kendi beğendiği bir müzisyenin CD'sini “bunu alın” diye kameraya gösterebiliyor. Biz henüz o noktada olmadığımızın farkındayız. Elbette o zaman geldiğimiz yeri daha iyi bir amaç için kullanmak isteriz. Tanınan biri olmak nasıl bir şey? Selin: Herkese cazip geliyor ama öyle değil. Serkan: Burnun akıyordur, birisi “beraber fotoğraf çektirelim” der hayır diyemezsin. Burnum akıyor desen yanlış anlaşılır. “Ne kadar itici adam” derler. Selin: Moralin bozuk olur, seni “ne kadar soğuk insan” diye algılarlar. Derdini sürekli anlatman gerekiyor. Selena'dan dolayı Serkan'ın çok büyük bir hayran kitlesi var. Bir yerdeyken çocukları gördüğümüz zaman “Selena alarmı” diyoruz. Serkan bu konuda başarılı. Serkan: Yok canım Selin de öyledir. Genç bir kız olarak göz ününde olmak çok daha zor. Selin: Cennet Mahallesi'nden dolayı bazen uzayan laf atmalar oldu. Ama ters bir durum yaşanmadı hiç. Zaten bu işe giren herkes bunu göze alıyor. Aldığınız eğitimin işinize bir faydası oldu mu? Selin: Ben sosyoloji okudum ve bırakın işimi, Selin olmamda bile çok büyük etkisi var sosyolojinin. Hayatımın her alanında kullanıyorum ve iyi ki okumuşum diyorum. Serkan: Ben de işletme okudum. Tabi ki işime yarıyor. Selin: Baksanıza hemen reklam projeleri yapıyor... Sevgilileriniz sizin ilişkinizi kıskanıyor mu? Serkan: Biz programı bitirip ayrılmıyoruz. Çok iyi arkadaşız ve neredeyse birlikte yaşıyoruz. Birbirinizden sıkıldınız mı? Serkan: Hayır hayır. Hatta fazla alıştık. Birlikte başka işlere de girmeye çalışıyoruz. Selin: Birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Bu mükemmel bir şey. Wingman der ki; siz siz olun Gençlink'i yeni sezonda da takip listenize alın. Bu gençler daha çok iş başaracaklar. Bizden söylemesi... Portakallı pekin ördeği Pekin ördeği, evcilleştirilmiş bir ördek cinsidir. Aslen Çin'in Nanjing bölgesindeki kanallarda yaşayan bu ördeklerin, ufak bedenleri ve siyah ayakları vardır. Yumurtasından ve etinden faydalanılır. Çinli çiftçiler beş nesildir cinsleriyle oynamakta ve Pekin ördeğinden yeni yeni türler üretmektedirler. 1873'te Çin'den Long Island'a getirtilen ve orada da üretilmeye başlanılan bu ördeğe bazı çevreler Long Island ördeği der. Pekin ördeği ile onlarca yemek yapılabilmesine rağmen, en bilindik yemek Portakallı Pekin Ördeği'dir. Çeşitli Portakallı Pekin Ördeği tarifi bulunmaktadır. Kimi aşçılar ördeği, kayısı marmeladı, beyaz şarap, portakal likörü ile tatlandırırken, kimisi kızılcık şurubunu tercih eder. Gerek pişirme yöntemi gerekse malzemeleri açısından ustadan ustaya değişen bu yemek, halk arasında, alengirli, pahalı ve lüks yemeklere örnek verilirken ilk akla gelen yemek olsa da, aslında yapılışı o kadar da zahmetli değildir. Yanında İtalya'nın Tuscony yöresinden Chianti kırmızı şarabını tavsiye ediyoruz. Türkiye'de Portakallı Pekin Ördeğini ya da diğer çeşitlerini Taksim’deki Rejans Restaurant'ta deneyebilirsiniz. 76 yıldır, Taksim’in ve Cumhuriyet’in simgelerinden biri haline gelmiş Rejans, Atatürk’ün de zamanında tercih ettiği önemli bir mekan. Ördek fiyatları ise porsiyonuna bağlı olarak 31-55 TL. arasında değişmekte… Tavuk döner Tavuk evcilleştirilmiş bir kuş türüdür. 2003'te dünya tavuk nüfusu 24 milyarı aşmıştır. Türkiye'nin her yerinde tavuk üretimi yapılır ama ağırlıklı üretim Marmara ve Ege'dedir. Damızlık tavuklar genellikle ABD, İskoç, İngiliz ve Fransız firmalardan alınır. Yumurtasından ve etinden faydalanılır. Ayrıca bazı bölgelerde tavuk yavruları, yani civcivler, ev hayvanı zannedilip, çocukların çılgın deneylerine maruz bırakılır. Böylece tavuklar, çocuk gelişiminde de önemli bir rol oynamış olurlar. Ülkemizde bu kadar çok tüketilmesinin başlıca sebebi beyaz etin daha sağlıklı olması değil, daha ucuz olmasıdır. Türkler etle yapılan her yemeği tavukla da yapabilir. Binlerce tavuk tarifi vardır. Hepsi de çok iyi bilinir. Ev dışında en çok tüketileni ise tavuk dönerdir. Normal dönerin tavuk etleriyle hazırlanan şekli olan tavuk döner, gerek daha hafif olması gerekse daha ucuz olması sebebiyle birçok kesim tarafından tercih edilir. Yanında, büfenizde bulunan herhangi bir ayran markasını da deneyebilirsiniz. Türkiye'de tavuk döneri konusunda uzman Beyoğlu Bereket Halk Döner Restaurant'ta yiyebilirsiniz. Üç katlı konforlu ve temiz mekanı, hesaplı menüleri ve hızlı servisiyle Taksim'in gözdelerinden olan Bereket Halk Döner'de yarım ekmek tavuk döner ve ayran sadece 3 TL... Denizden babam çıksa yerim diyenler, bence bir daha düşünün... Deniz güzel, deniz serin... Plajlar bikinili güzel kızlar, havalı erkeklerle dolu. Güneş hem tenini, hem yüreğini ısıtırken, için kıpır kıpır. Ne güzel değil mi? Her zaman değil. Erkeksen, nispeten şanslı sayılırsın. Zira denizden çıkanlar genelde güzel kızları hedef alır. Niye diye sorma. Şablon bu. Kocaman çenesini açıp sırıtarak avına doğru yol alan köpek balığının hedefinde ilk olarak, sahilde yeni tanışıp oynaşmaya başladığın, pembe bikinili güzel kızın ufak poposu vardır. Zavallı kız olacaklardan habersiz sana “Hadi gelsene, su çok güzel!” diye bağırırken, suyun içinde sakin sakin salladığı bacakları, kısa süre içinde aç köpekbalığının midesine inecektir. Sen sen ol, baktın kızın olduğu noktada denizin rengi maviden kırmızıya dönüyor, hiç kasma kurtarmak için. “Suya gireyim de, köpekbalığının burnunu yumruklayayım, kızı da kurtarayım” falan deme. Sen gidene kadar iş işten geçer zaten. Bir de seni kaybetmeyelim. Her zaman, gelirken fark edilmesi kolay, sığ yerlerde pek bulunmayan kocaman köpekbalıkları değildir korkman gereken. Bazen de avuç içi kadar balıklardan oluşan masum görünümlü bir sürü hayatına mal olabilir. Piranalar ağızlarını açmadıkça korkmanı gerektiren bir canlı gibi durmaz. Ama o dişleri gördüysen, artık ne yapsan kar etmez. Her biri sanki çimdik atıyor gibi etinden et koparırken, sen daha ne olduğunu bile anlamadan, geriye sadece kemiklerin kalır. Neyse ki Hollywood istatistikleri piranaların da, önce gruptaki kızlara saldırdığını kanıtlamıştır. Denizden ayrıca bilumum kimyasallar yüzünden evrim geçirmiş yaratıklar da çıkabilir. O sırada denizdeysen yapacak bir şey yok. Tek şansın yaratığın yemek konusunda stoklu hareket etme alışkanlığının olmasıdır. Belki seni bir kuytuda saklamaya çalışır. O zaman da kaçmak sana kalmış. Bunun daha fırtınası var, depremi var, göktaşı var... Deniz bu durumlarda en savunmasız olduğun yerlerden biridir. “E ne yapayım? Havuza mı gireyim hep?” dediğini duyar gibiyim. HAYIR! Havuz denizden daha tehlikeli olabilir. Her an, havuz suyunu boşaltan deliğin üstündeki ızgaranın, bir katil tarafından söküldüğünü ya da vidasının gevşetildiğini fark edebilirsin. Fark ettiğinden kolun çoktan deliğe sıkıştıysa geçmiş olsun. Bunu baştan düşünecektin. Sana tavsiyem, havuza girmeden önce deliklerin ızgaralarını bir bir kontrol etmen. Bu bir dakikalık tedbir hayatını kurtarabilir. Dolu havuzların üzerine serilen bir muşamba vardır bilir misin? Onu evindeki havuzda kullanma. Her hangi bir yerde gördüysen de oradan uzaklaş. Kimin, ne zaman sana saldıracağını bilemezsin. Evin içinde başlayan itiş kakış, saldırganın seni muşambaya atmasıyla biterse, oradan kurtulman pek mümkün olmayacaktır. Debelenir durursun suyun içinde. Muşambaya sarılı bir şekilde dibe battıkça batarsın, yazık olur. Son olarak, tropik alanlarda nehirlere ve Florida'da denize gireyim deme. Timsahların sağı solu belli olmaz. Ama diyelim ki sıcaktan bunaldın. Beni de dinlemedin girdin suya. Timsah bu durur mu? Açar senin boyun kadar olan çenesini, alır kafanı... İşte o zaman hemen parmaklarınla hayvanın gözlerini bulmaya çalış. Yalnız, genelde gözüne saldırıldığında panikleyip çenesini açan bu hayvancağızın, iyice kızıp, daha büyük bir azimle sana saldırmayacağının garantisini veremem. E ben sana demiştim girme suya diye... Bab-ı Esrar Elif Şafak'ın pembe kapaklı Aşk isimli romanının, erkek okurlar elinde taşırken, metroda okurken rahat etsin, diye gri kapakla tekrar piyasaya sürülmesinin ardından kafama takılan bazı sorular oldu. Birincisi, erkekler kapağıyla gösteriş yapmak için mi okuyor kitapları, ikincisi yayın evi bu kadar basit bir ayrıntıyı neden baştan düşünemedi? Zira kime sorsanız (doğru bir yaklaşım olmasa da) kapağında cırtlak pembe üzerine kocaman bir kalp olan, adı da Aşk olan bir kitaba bazı erkeklerin sıcak bakmayacağını bilir. Bu haberi alınca pembe kapağa takılan okurlara Mevlana ve Şems'in aşkı üzerine daha “erkeksi” bir kitap önereyim istedim. Ne kadar yanlış olursa olsun, anlam veremediğim bir şekilde kapaklarda oluyorsa, içerikte de vardır herhalde kadın erkek ayrımı. Modern Türk edebiyatının en başarılı isimlerinden biri olan Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ı, Kasım 2008'de, yani Aşk'tan daha önce raflarda yerini almış olmasına rağmen, ne yazık ki çoğu yerde Aşk'ın gölgesinde kaldı. Mevlana ile Şems-i Tebrizi arasındaki bağı konu eden bir romanın daha önce yazılmadığı gibi bir tavır izlenerek Aşk göklere çıkarıldı. Bu ilgiyi hak eder ya da etmez, beni üzen Aşk'a bu konuda “ilk” muamelesi yapılması, ki değil. Bab-ı Esrar, yarı Türk yarı İngiliz bir kadının hem kendisiyle, hem kökleriyle, hem de geleceğiyle olan hesaplaşmasını, polisiye bir hikayenin çevresinde anlatırken, Konya'nın büyülü ortamında, mistik bir atmosferle süslüyor olayları. Karen, nam-ı diğer Kimya, bir sigorta soruşturması için Konya'daki bir otele gönderilir. Aslında baba tarafından memleketi sayılabilen Konya, gerçek üstü bir dünyanın kapılarını açar Karen'a. Bir yandan araştırması için aklını toplamaya çalışırken, bir yandan da zamanda yolculuk yapan kahramanımız, delilikle gerçek üstü algı arasında gidip gelir. Temposuyla kendini okutan, iki ayrı zaman arasında güzel bir denge kurabilen, bir roman Bab-ı Esrar. Bir yandan Mevlana ve Şems-i Tebrizi'nin hikayesini (eğer bilmiyorsanız) merak ederken, bir yandan da Karen'ın vereceği kararları, soruşturmanın nasıl sonuçlanacağını ve her polisiyedeki gibi suçlunun kim olduğunu merak ediyorsunuz. Modern Türk edebiyatında alıştığımız ağdalı cümleler bu romanda çok az kullanıldığından, akıcı bir dile sahip olan kitabın, Ahmet Ümit'in en iyi romanı olduğunu söyleyemesem de, ülkemizde polisiye roman konusundaki eksikliği güzel bir şekilde giderdiğini belirtebilirim. Daha önce Patasana'da da kullandığı geçmiş ile şimdiki zaman arasındaki paralel kurguyu bu romanda da kullanan Ümit'in bu konuda ne kadar başarılı olduğuna güzel bir örnek Bab-ı Esrar. Künye: Kitap: Bab-ı Esrar Yazan: Ahmet Ümit yayınevi: Doğan Kitap Türkçe'ye çevrilmesi an meselesi olan kitaplar Nora Roberts Black Hills Özellikle Eve Dallas serisiyle ülkemizde de büyük bir hayran kitlesi elde eden Roberts'ın son kitabı, seri dışı bir polisiye. Bu sefer fon olarak doğanın ta kendisini kullanan yazar, alışıldık çizgisinden de ödün vermeyerek aşkla cinayeti bir arada sunuyor. Robin Hobb The Dragon Keeper Rain Wild Chronicles serisinin ilk kitabı olan The Dragon Kepper sayesinde, Hobb'un fantastik serilerine bir yenisi daha katılıyor. Ejderha Avcısı fantastik bir yol hikayesi. Jack Connelly The Scarecrow Jack McEvoy serisinin ikinci kitabı olan The Scarecrow, gazeteci McEvoy'un emeliliğine birkaç gün kala karşısına çıkan davanın peşinde, çaylak halefiyle yaşadığı maceraları anlatıyor. Hatırlatmakta fayda var, serinin ilk kitabı Şair'di. Dean R. Koontz Relentless Cullen 'Cubby' Greenwich ailesiyle mutlu mesut yaşayan bir yazardır. Aldığı bir eleştiri kariyerine neredeyse darbe vuracak niteliktedir. Eleştirmen Shearman Waxx'le tanıştığında işin rengi değişir. Karşısında bir sosyopat vardır. MAKİNİST AĞUSTOS Hayalet Sevgililerim (Ghosts of Girlfriends Past) Künye Yönetmen: Mark Waters Senaryo: Jon Lucas, Scott Moore Oyuncular: Matthew McConaughey, Jennifer Garner, Michael Douglas, Emma Stone İşte bir Wingman erkeğinin feyzalması gereken sıkı bir komedi filmi. Dünyanın önde gelen dergilerinin, önde gelen fotoğrafçısı Connor, günü gününe yaşamayı, lüksü, parayı ve de tabi ki kadınları seven biridir. Kullan at yöntemiyle yanaştığı kadınlara ilişki için en fazla birkaç gün tanıyan Connor, kardeşinin düğünü için bir süreliğine, şehir dışındaki doğup büyüdüğü malikaneye gelir. Evlilik müessesine şiddetle karşı çıkan, çevresindeki evlenmeye çalışanları bu düşüncelerinden vazgeçirmeye çalışan Connor’un başına doğa üstü bir olay gelir. Zamanında kendisi gibi çapkın ve ünlü olan amcasının hayaletiyle karşılaşır ve gece boyunca yaşadıklarıyla geçmişini hatırlayacak, şimdiyi tartacak ve geleceğini planlayacaktır. Tüm bunların mükafatı olarak sunulan şeyse, beraber büyüdüğü ilk aşkı olacaktır. Başarılı bir remake olarak tanımlanabilecek filmi seyrederken Connor Mead’in yerinde keşke ben olsaydım demekten kendinizi alıkoyamayacağınız kesin. Belli standartlar dahilinde ilerleyen senaryo olağan üstü, mistik durumlarla taçlandırılarak seyirciye sunuluyor. Boşanma oranlarının hızla arttığı günümüzde evliliğin aslında ne kadar kutsal bir müessese ve yalnız ölmenin dünyada insanın başına gelebilecek en kötü şey olduğu mesajlarını veren yapımda dikkat çeken dört isim var. Matthew McConaughey, Michael Douglas, Emma Stone ve Lacey Chabert. Aslen Charles Dickens’ın "A Christmas Carol"ından konsept olarak hazırlanan, iyi vakit geçirmek ve gülmek için ısrarla tavsiye edebileceğimiz iddialı bir film “Ghosts of Girlfriends Past”. Ayın Öne Çıkanları Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds) Yönetmen: Quentin Tarantino Senaryo: Quentin Tarantino Oyuncular: Brad Pitt, Diane Kruger, Melanie Laurent, Eli Roth Gösterim Tarihi: 21 Ağustos Konu: Alman işgâli altındaki Fransa’da Shosanna Dreyfus, ailesinin Nazi albayı Hans Landa tarafından katledilmesine tanık olur. Katliamdan kurtulan Shosanna, yeni bir hayata başlar. Öte yandan Teğmen Aldo Raine’in önderliğindeki bir grup Yahudi askeri, önceden belirlenmiş hedeflere yönelik intikam faaliyetlerine başlamıştır. Raine’in intikam timine Alman kadın oyuncu Bridget Von Hammersmark da katılır. G. I. Joe: Kobra’nın Yükselişi (G. I. Joe: The Rise of Cobra) Yönetmen: Stephen Sommers Senaryo: Stuart Beattie, David Elliot & Paul Lovertt Oyuncular: Adewale Akinnuoye, Christopher Eccleston, Joseph Gordon, Sienna Miller Gösterim Tarihi: 07 Ağustos Konu: Orta Asya’nın dağlarından, Mısır’ın çöllerine, Paris’in kalabalık caddelerinden, kuzey kutbunun buz örtüsüne kadar her yerde, G. I. Joe olarak bilinen seçkin ajanlardan oluşan ekip, silâh tüccarı Destro ve dünyayı kaosa sürüklemek isteyen gizemli Kobra örgütüyle savaşmak için geleceğin casus teknolojisini ve askeri teçhizatlarını kullanıyor. Kan Gölü (Eden Lake) Yönetmen: James Watkins Senaryo: James Watkins Oyuncular: Kelly Reilly, Michael Fassbender, Tara Ellis, Jack O’Connell Gösterim Tarihi: 14 Ağustos Konu: Anaokulu öğretmeni Jenny ve sevgilisi Steve, romantik bir hafta sonu için orman içinde bulunan bir göl kenarına giderler. Fakat bu sakin ve huzurlu yerde ortaya çıkan gençler kendilerini bu genç çifte kanıtlamak için güç gösterisine girip şiddet uygulamaya başlayınca, olaylar kendiliğinden gelişir ve kedi- fare kovalamacası vahşete dönüşür. Son Durak 4 3D (The Final Destination 4 3D) Yönetmen: David R. Ellis Senaryo: Eric Bress, Jeffrey Reddick Oyuncular: Krista Allen, Nick Zano, Mykelti Williamson, Bobby Campo Gösterim Tarihi: 28 Ağustos Konu: Nick ve arkadaşları hafta sonunda araba yarışı izlemeye giderler. Nick yarışın yapıldığı stadyumun izleyicilerin üzerine yıkıldığını görür. Bu gördüklerinin birazdan yaşayacakları bir felâket olduğunu fark ederek, 12 kişiyi stadyumdan çıkmaya ikna eder ve kazadan kurtulurlar. Ama stadyum kazasından kurtulanları çok daha korkunç kazalar beklemektedir. Yazın ortasında sıkıcı bir toplantıdan çıktınız. Elinizde toplantı notlarıyla bindiniz arabanıza. Ne sanıyor sizi patronunuz? Biyonik misiniz ki bir de sabaha kadar rapor hazırlayacaksınız? Ne zaman bitecek bu işkence? Daha ne kadar şehrin boğucu havasında o toplantıdan bu toplantıya koşacaksınız? Bazen anlık yaşamak gerektiğini ne zaman anlayacaksınız? Kırın direksiyonu, daha önce gitmediğiniz yerlere doğru gidin. Şehirden uzaklaşan her kilometrede biraz daha gülümseyin. Toplantılar da, patron da, sizi anlamayan sevgiliniz de saçlarınızı dağıtan rüzgarla birlikte uçsun gitsin aklınızdan. Gördüğünüz ilk sahile sapın. İşte bir türlü planlayamadığınız tatil burnunuzun ucunda duruyor şimdi. Daha ne istiyorsunuz? İçinizi ısıtan güneşin altında ayaklarınızı okşayan dalgaları hissetmekten daha güzel ne olabilir ki? Kutlama yapmak için ille de bir sebep gerekmiyor. Yol üstünde aldığınız şampanyayı patlatmanın tam zamanı. Sizi sınırlayan kıyafetlerden de kurtulduktan sonra denize atın kedinizi. Suyla sevişin, dalgalarla dans edin. Hayat sizden hızlı akarken, ona dur diyen siz olun. WinGman bu sayıda şehirden nasıl kaçarsınız sorusuna cevap arıyor. Tekneyle denize açılıp, özgürlüğün tadını çıkarmayı mı, yoksa son model bir arabayla ıssız bir sahile kaçıp, dalgalarda kaybolmayı mı tercih ederdiniz? Denizi severim ama açık denizden korkarım. O nedenle sahilde olmayı ve arabayla kaçmayı tercih ederim. Tabi yanımdaki erkeğin teknede korkularımı yatıştırması da hoş olabilir. (Esra B. 25, Yönetici Asistanı) Tabi ki arabayı tercih ederim. Hele de son modelse, of... Basarım güney sahillerine. Oralarda bir de Rus bayanla arkadaş olursam benden kralı yok. (Mustafa K. 28, Satış Elemanı) Denizin sonsuzluğu beni rahatlatmaya yeter. Rüzgar tenimi okşarken, bir yandan şarabımı yudumlayıp bir yandan da erkek arkadaşımın yaptığı masajın tadına varmayı isterim. Hele ki tüm bunlar bembeyaz bir yelkenli içinde olacaksa... (Fatoş A. 38, Bankacı) Ben eski balıkçılardanım. Tekne, rakı, balık. Hanımı da alırım yanıma. Bir daha da gelmem buralara. (Muammer S. 55, Emekli) evde hatunla izlenebilecek filmler AŞK HER YERDE (LOVE ACTUALLY) UNIVERSAL PICTURES (2003) Yönetmen: Richard Curtis Oyuncular: Hugh Grant, Laura Linney, Liam Neeson, Colin Firth, Keira Knightley, Emma Thompson, Alan Rickman, Billy Bob Thornton, Denise Richards, Billy Nighy Konu: Love Actually yeni bir romantik komedi değil. 10 romantik komedi filminin bir araya geldiği tek bir film. Şimdiki zamanda yılbaşından 2 ay önce Londra’da geçen hepsi birbirinden eğlenceli ve dokunaklı hikayeler. Yeni, bekar ve genç İngiltere başbakanı ve başbakanlık konutunda çalışan, sevimli ve argo konuşan sekreteri. Karısını kardeşiyle birlikte aynı yatakta yakalayan bir yazar ve de onun kafa dinlemek için gittiği sayfiyede yardımcısı olan Portekizli hizmetçi. En yakın arkadaşının sevdiği kızla evlenmesine hiç ses çıkarmayan genç bir adam. Ailesi ve cazibesine kapıldığı sekreteri arasında seçim yapmak zorunda kalan patron. Özürlü kardeşi ve aşık olduğu erkek arasında seçim yapmak zorunda kalan, orta yaşa doğru ilerleyen bekar bir kadın. İngiltere’de kızların kendisiyle ilgilenmemesi ve soğuk davranması nedeniyle Amerika’nın sıcak kızlarının yanına koşan bir İngiliz genci. Eşini kaybeden ve 10 yaşındaki üvey oğluna hem bunu unutturmaya çalışan hem de onun beklenmedik isteklerini gerçekleştirmesinde yardımcı olmaya çalışan bir baba. Wingman der ki; bu kadar ünlü ve önemli oyuncuyu bir filmde görmek herkese nasip olmaz. Üstelik aşkın her halini anlatan, aşk üzerine yapılmış en kapsamlı yapım olduğunu iddia ettiğimiz bu film, kız arkadaşınızı size duygusal anlamda daha da yakınlaştıracak. AÇIK DENİZ (OPEN WATER) TIGLON (2006) Yönetmen: Chris Kent Oyuncular: Blanchard Ryan, Cristina Zenarro, Daniel Travis, Estelle Lau, John Charles Konu: Uzun zamandır bekledikleri tatillerini geçirmek için Karayiplere gelen Daniel ve Susan, bir sualtı dalış gezisine çıkar. Farkında olmadan açığa sürüklenen çift su üstüne çıktığında teknenin orada olmadığını fark eder. Soğuk ve karadan binlerce mil uzakta Daniel ve Susan çok geçmeden yalnız olmadıklarını fark ederler. Şimdi aç köpekbalıkları her yerdedir. Gerçek olaylara dayanan bu sıkı gerilimin devam filmi de çekilmişti. Wingman der ki; bir nevi Blair Cadısı ile Jaws ile karışımı olan bu film, -Aşk Her Yerde duygusal anlamda yakınlaştırırken- fiziksel olarak sizi kız arkadaşınıza çekecek. Sebebi açık… İnsani bir temel içgüdü; korku… evde hatunla izlenemeyecek filmler OCEAN’S 13 TIGLON (2008) Yönetmen: Steven Soderbergh Oyuncular: George Clooney, Brad Pitt, Matt Damon, Bernie Mac, Casey Affleck, Al Pacino, Andy Garcia Konu: Danny Ocean ve ekibinin macera arayışları bitmek bilmiyor. En büyük soygun çetelerinden biri haline gelen bu ekibin artık kendi kumarhaneleri de vardır. Fakat şimdi, yapacakları soygun kadar, kendi kumarhanelerini korumak da önemli hale gelmiştir. Dünyanın en acımasız kumarhane sahiplarinden biri olan Willie Banks, Ocean'ın ekibinden Reuben Tishkoff'a büyük bir kazık atmıştır. Bunun sonucu, Danny ve ekibinin yeniden bir araya gelerek belki de şimdiye kadar giriştikleri en tehlikeli soyguna hazırlanma vakitleri gelmiştir. Wingman der ki; işte sevgilinizle izlenecek en tehlikeli film. Başta Brad Pitt ve George Clooney olmak üzere birbirinden karizmatik erkekleri barındıran Ocean’s 13, size cehennem azabını ve aldatılma hissini tattırır. Ama kendinize çok güveniyorsanız, buyurun en yakın DVD’ciye… SÜT KANALD HOME VİDEO (2008) Yönetmen: Semih Kaplanoğlu Oyuncular: Melih Selçuk, Başak Köklükaya, Rıza Akın, Saadet Işıl Aksoy Konu: Liseyi bitirdikten sonra üniversite sınavını kazanamayan Yusuf'un büyük bir tutku ile yazdığı şiirler, adını sanını kimsenin duymadığı bazı edebiyat dergilerinde yayınlanmaktadır. Ama ne şiirin ne de değeri günden güne düsen sütün Yusuf’a ve annesi Zehra’ya bir katkısı vardır. Yusuf, Zehra'nın kasabadaki istasyon şefi ile yasadığı gizli ilişkiyi keşfedince ne yapacağını şaşırır. Gelecek kaygısı, yaşanan hızlı değişim ve gençlikten yetişkinliğe adım atmanın acılarıyla baş etmenin yolunu bulabilecek midir? "Süt" Semih Kaplanoğlu'nun Yusuf üçlemesinin ikinci filmi. Wingman der ki; kız arkadaşınızın sizden soğumasını ve sıkıcı birkaç saat geçirmeyi istiyorsanız şiddetle tavsiye ederiz. Zira, aslında yurt dışında büyük başarılar kazanan bu film, Türk seyircisine oldukça uzak bir sessizlikte… Her sayıda kendini aşmayı hedefleyen dergi: Wingman! Öncelikle kısa sürede bizi benimseyip, destekleyen binlerce Wingman okuruna teşekkürü bir borç biliriz. Her sayıda bir öncekinden iyi olma prensibiyle çıktığımız yolda bizimle yürüdüğünüz için çok şanslıyız. İlk sayı bir dergi için ne kadar zor olsa da, sonraki sayıların da kendine has zorlukları var. Hem sizden gelen güzel tepkilerin ışığında çizgimizi korumak, hem de yapıcı eleştirilerinizi dikkate alarak ilk sayıdan çok daha iyisini yapmak zorundaydık. Size hak ettiğiniz güzellikte bir dergi sunabilmek için biz elimizden geleni ardımıza koymadık. Bu ay neler yok ki Wingman'de? “Erkek dergisi fotoğrafı” türünde çığır açacak nitelikte konsept fotoğraflarımız, birbirinden keyifli köşe yazarlarımız bu ay da sizinle. Bu kadarla da kalmadık, şehirden kaçış yollarını sizin için irdeledik. Televizyonların en eğlenceli sohbet programlarından biri olan Gençlink'in yapımcıları, Selin Altay ve Serkan Şenalp'le keyifli bir söyleşi yaptık. 'Hayalet Sevgililerim'den ve bu ay gidebileceğini filmlerden bahsettik. Sertab'ın single'ını inceledik, ağustos ayı müzik etkinliklerine göz attık. Bab-ı Esrar'ı okuduk, yeni çıkacak kitaplara değindik. Evde hatunla ne izlenir, ne izlenmez diye oturduk film izledik. Futboldan Curling'e kadar spor yorumladık. Dünyayı kirletenlerden ve krizlere sokanlardan bahsettik. Kelliğe çözüm aradık, işe yaramazsa diye şapkaları da anlattık. Yaşam koçu Serdar Lale'ye “nedir bu yaşam koçluğu?” diye sorduk. Yeni çıkan bir şeyler var mı diye araştırdık. Sırf size anlatabilelim diye, Burnout Paradise: The Ultimate Box oynadık. Kilyos sahillerini sizin için gezdik. Suyla neden şaka olmayacağını anlattık. Dergiye adrenalin kattık. Anlayacağınız izledik, okuduk, dinledik, oynadık, taktık takıştırdık, yedik içtik, gezdik tozduk da kendimize mi? Hayır! Her şey Wingman okurunun memnuniyeti için. Dopdolu bir dergi var önünüzde. Ağustos boyunca keyifle okumanız dileğiyle... Erbabından, hatun kişiyi anlama sanatı Bakmayın afili bir başlık olduğuna, pembe kafa kağıdı olan birisini anlamak bir yazıyla olacak iş değildir. İlim gerektirir, irfan ister. Yavaş yavaş, ufak ufak bir giriş yapalım, gerisi de gelir... Hatun kişi neden arıza yapar? Bu ulvi sorunun henüz net bir cevabı yok. Ancak tecrübe göstermiştir ki, bu modelin üretiminden kaynaklanan bazı ortak arızalar var. Biz önce bu arızaların nedenleri üzerine kafa yoralım. Çevresel Etkenler: Hatunlar gittikleri ortamda onları rahatsız edecek şeyler olduğunda gerilir, arıza durumuna geçerler. Mesela ortamda kendilerinden daha güzel başka hatun kişiler bulunuyorsa; hele hele erkek diğer hatuna ilgi göstermişse(çatlama sendromu)! Veya ortamda aynı kıyafeti giydiği başka bir dişi varsa (pişti sendromu). Erkek, büyük ihtimalle bunun farkına bile varmamıştır ama hatun çoktan çevresel etkene maruz kalmış ve arızaya geçmiştir. Çevrede hatunun görmeye dayanamadığı bir tanıdığı, eski erkek arkadaşı (nereden çıktı bu sendromu) vs. varsa çevresel etkenlerin başlıcaları gözükmüştür. Arızaya geçmek için yeterlidir. İlacı? E biraz sabır, anlatacağız... Duygusal Etkenler: Henüz duygu ve tetikleyenlerini çözemesek de, hatun kısmısının duygusal bir varlık olduğunu biliyoruz. Siz gayet mutlu, saf saf bir şeylerden bahsediyorken, hatunun beyninin kıvrımlarından neler geçtiğini ve duygusal olarak nerelere sürüklendiğini fark edemezsiniz. Bir anda sizin onu sevmediğiniz duygusuna kapılabilir (yuh yani sendromu), ya da hiç güzel olmadığı duygusuna (olur mu öyle şey sendromu), en iyi kız arkadaşının aslında sizde gözü olduğu duygusuna (yok artık sendromu)... İşte hatun, duygusal etkenlerle ani ve acil arıza durumuna geçiş yapabilir. İlacı? Tabii ki var, zamanı gelecek... Fiziksel Etkenler: En sık görünen, istisnasız her hatunun arızaya geçmesini sağlayan etkenlerdir. Biyolojik nedenlerden her hatun ayda 3-4 gün patlamaya hazır bomba gibidir bunu zaten biliyor ve o günlerde “bana uzak Allah’a yakın” taktiğini izliyoruz. Ancak bunun haricinde fiziksel etkenler de hatun kişiye arıza yaptırır. Evde giyip yakıştığını düşündüğü kıyafet, gittiğiniz yere uygun değilse (dam üstü sendromu), gün içinde yüzünde ilginç bir sivilce baş gösterdiyse (roketatar sendromu), giydiği kıyafetten vücudunun fazlaları belli oluyorsa (ballı lokma tatlısı sendromu)... saymakla bitmez. Sonuç, aynı. İlacı? Erbabında... Dış Etkenler: Her şey güzel giderken bir anda ortaya çıkan etkenlere denir. İvedi arıza yaptırır. Arızayı tetikleyen bir dış etken mutlaka bulunur. Örneğin hatun kişiyle, mutlu mesut, sarmaş dolaş yürürken karşıdan hatun kişinin eski bir tanıdığı gelir. Bir anda iki hatun arasında iltifatlar, gülüşmeler, “çok özledim”ler, “mutlaka görüşelim”ler havada uçuşur ve ayrılık anından tam bir saniye sonra hatun arızaya geçer, muhtemelen tanıdığı kişi sizin hatunun elde etmek isteyip elde edemediği bir şeyi elde etmiştir, ya da daha başarılı olmuştur, ya da evlenmiştir, ya da çocuğu olmuştur ya da sadece saçı daha güzeldir... Örnekteki gibi dışarıdan bir etkenin yol açtığı arıza durumlarıdır. İlacı? Biz neciyiz burada... Hatun kişinin arıza yapma nedenlerini az çok anladıktan sonra kendimize şu mantıklı soruyu sorabiliriz: “Arızayı önlemek için, arızayı ortaya çıkaran etkenleri saf dışı bırakmalı mıyız?” Her rasyonel erkek, her mantık bu soruya “evet” cevabını verecek olsa da, doğru cevap “hayır”dır. Söz konusu hatun kişi olduğunda rasyonelliğin ve mantığın bir işe yaramadığını, erkek gibi düşünmemek gerektiğini yeri geldikçe tekrar ve tekrar söyleyeceğiz. Siz etkenleri ortadan kaldırdıkça yeni etkenler ortaya çıkmaya devam edecektir. Hiçbir şey pembe kafa kağıdı olan bireyin arızaya geçmesini engelleyemez. O halde biz, arızayı ve arızaya geçmiş hatun kişi ile nasıl baş edeceğimizi çözüp bir sonraki arızaya kadar mutlu olma emelinde olacağız. Erbap yoruldu, devamı bir daha ki sefere kalsın artık... Şehir bütün kalabalığıyla üstünüze geliyor. Meydanlara bile çıksanız üstünüzden atamayacağınız bir klostrofobi beyninizi kemiriyor. Nefes almaya çalıştığınızda ciğerlerinize dolan tek şey egzoz dumanı... dayanma notasını çoktan geçtiniz ama yapmanız gereken işler, bitirmeniz gereken projeler var. şu an gidemezsiniz. Pes edemezsiniz. Çok mu çözümsüz görünüyor durumunuz? Hemen karamsarlığa kapılmayın. Çözüm açıklarda... çözüm denizde... çözüm güzel bir kaptanı olan sıkı bir teknede... rüzgar hızınıza hız katarken, seksi kaptanınız sizi en ıssız adalara doğru kaçırırken, yeniden doğduğunuzu hissedeceksiniz. Beli bir hafta sonu belki de sadece bir gün sürecek bu kaçamak. Ama yetecek de artacak bile. Ciğerleriniz açık denizin kokusuyla temizlenirken, teniniz D vitaminine doyacak. Gözleriniz manzaranın ve kaptanınızın güzelliğiyle bayram ederken, beyniniz zevk ve huzurla dolacak. Artık pazartesiye hazırsınız. 1 Ağustos - Fatboy Slim: Bu yazıyı daha sonra okuyabilirsiniz nasıl olsa. O yüzden bir an evvel Kuruçeşme Arena'ya doğru yola çıkın ve 45 yaşındaki efsane İngiliz Dj Norman Cook'u –bilinen adıyla Fatboy Slim- ilk kez (ve nedense bana son olacakmış gibi geliyor) görme şansınızı kaçırmayın. Ezelden oyuncu olanların bilebileceği Fifa 99’daki “Right about now, funk soul brother” dizeleriyle zihinlere kazınan Rockefeller Skank’den, klibinde bir diğer efsane olan aktör Christopher Walken’ı fütursuzca dans ettirdiği “Weapon of Choice”a kadar türlü türlü hit'in sahibi Fatboy Slim, müziğinin yanı sıra “görsel sürprizleri” için de (Hem de beyinleri keşkül kıvamına getirebilecek bir görsellik) ıska geçilmemesi gereken bir isim. Ayakta: 71,50 TL Sahne Önü: 107,50 TL – Turkcell Kuruçeşme Arena 5-6 Ağustos – Leonard Cohen: Organizatörlerden komisyon aldığımı düşünenler olabilir fakat Leonard Cohen’i seviyorsanız, onu da görmek için son şans bu olabilir. Bilet fiyatlarının coşkulu oluşunun farkındayım, fakat gerçekçi olmak gerekirse 74 yaşındaki Cohen’i sahnede daha kaç kez görebiliriz o bile meçhul iken ve bunlardan biri İstanbul’da iken Cohen’i seven herkesin mutlaka görmesi gereken bir konser. (Tabi önden Fatboy Slim de izlendiyse ayın 7’si itibariyle en iyimser ihtimalle 300 TL içerde devam edilir kalan 23 güne, o da ayrı bir tartışma konusu. (Ne de güzel söylüyordu Ajda Pekkan: “Aman petrol, canım petrol”) 1.Kategori:275,00 TL / 2. Kategori:220,00 TL / 3. Kategori:192,50 TL / 4. Kategori:165,00 TL – Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi 9 Ağustos – Senfonik MFÖ: En baba şarapların bile belli bir eskimeden sonra deforme olmalarına rağmen, MFÖ’nün yıllardır bir türlü o “kabak tadı”na sevenlerini yaklaştırmaması benim için çözülmesi güç bir gizem. MFÖ her daim izlendiğinde aynı neşeyi, aynı enerjiyi (Enerji dendiğinde akıllara Özkan Uğur gelir oldu zaten) verdiği düşünülürse senfoni ile birlikte MFÖ, tadından yenmeyecek bir 2 saate dönüşecektir. 1.Kategori:150,00TL 2.Kategori:80,00TL 3.Kategori:75,00TL 4.Kategori:60,00TL 5.Kategori:50,00TL 6. Kategori: 45,00TL – Turkcell Kuruçeşme Arena 12 Ağustos – Faith No More: Hep kullanılan bir tabir var; “Rock müziğin köklü gruplarından…”. İşte onlardan biri de Faith No More. Bu ay Fatboy Slim ve Leonard Cohen’den sonra üçüncü farklı türdeki üçüncü efsane isim olan Faith No More da “Bir daha görüşebilir miyiz bilmem” tadında boynu bükük bir şekilde İstanbul’a geliyor. Eğer gitme planınız varsa ve henüz bilet almadıysanız maalesef 1 Ağustos itibariyle bilet fiyatları arttı. Fakat “yine de dünya gözüyle bir Faith No More görelim” diyen hayranları için “başka modeli yok, kapkaç yapar gene giderim” dedirten bir konser. Normal:67,00TL Sahne Önü:99,00TL – Maçka Küçükçiftlik Park 18 Ağustos – Kenan Doğulu: Kenan Doğulu şimdilik “Festival”de yakaladığı gümbürtüyü “Patron” ile yakalayamamış gibi gözükse de, neyi, nerede, ne zaman yapması gerektiğini gayet iyi bilen bir müzisyen ve buna canlı performansları da dahil. Turkcell Kuruçeşme Arena’daki konser de, kız arkadaşı Kenan Doğulu hayranı olan ya da bir şekilde bu konsere gitmek “zorunda” olanlar için, kendilerinin baş rolde olduğu yeni bir “Gazap Üzümleri” romanı ya da “Yaprak Dökümü” trajedisi gibi gelse de, bu kadar da büyütmesinler. Kabul edelim ki, Kenan Doğulu halen Türkiye’de sahnedeyken karşısındaki kitleyi en iyi şekilde eğlendiren sayılı Pop Müzik Şarkıcısından biri. Tribün : 92,00TL Sahne Önü Ayakta : 66,00 TL – Turkcell Kuruçeşme Arena Fender American Standard Stratocaster'ın sapı akçaağaçtan, klavyesi gül ağacındandır. 3 American Strat. tek çekirdekli manyetiği bulunmaktadır. Manyetik seçimi için 5 konumlu anahtarı mevcuttur. Üst köprüde tremolo bulunmaktadır. Metal kısımları kromdan yapılmıştır. Gövde resonansını geliştiren özel bir kaplaması vardır. Evde yapılabilecek göğüs ve kol hareketleri Geçen ay nasıl beslenmemiz gerektiğine değinmiştik. Daha sonraki aylarda beslenme üzerinde daha çok duracağız. Çünkü beslenme, istenilen vücuda açılan kapının anahtarıdır. Peki şimdi ne yapacağız? Nasıl spor yapabiliriz? Bu ay ev ortamında hafif ağırlıklarla neler yapabileceğinize dair bazı hareketler göreceğiz. Bunun için ihtiyacımız olan tek şey kolaylıkla edinebileceğiniz bir dambıl seti. (Eğer elinizde yok ise 2.5 litrelik su şişelerini bile kullanabilirsiniz.) Yalnız şunu da belirtmek isteriz ki; burada verecek olduğumuz örnekler yeni başlayanlar içindir. Bir nevi hazırlık çalışmasıdır. Size daha formda daha sıkı bir vücut kazandıracaktır. Ama şunu da unutmayınız ki, kaslarınızı büyütmek istiyorsanız sizi zorlayan ağırlıkları kullanmanız gereklidir. Kilo vermenin, yağ oranının düşürmenin olmazsa olmazlarından kardiyo: Şimdilik kardiyodan çok çok temel olarak bahsedeceğiz. İlerleyen zamanlarda bunu daha detaylı olarak göreceğiz. Nedir bu kardiyo? Kardiyo fitness dilinde, koşu, bisiklete binmek, kürek çekmek, jogging vs. gibi vücut ısısını arttıran aktivitelerdir. Oksijen gerektiren çalışmalardır. Genel olarak kalp atım sayısı, maksimum kalp atım sayısının %60 ile %80 'i arasında olmalıdır. Maksimum kalp atım sayısının hesaplanması: 220 – “yaş”= maksimum kalp atım sayısı Örneğin; yaşı 26 olan birisi için: 220 – 26 = 194 194'ten fazlası 26 yaşında biri için çok tehlikelidir ve kalp atımı derhal yavaşlatılmalıdır. Kardiyonun ne kadar süre yapılacağına karşı birçok görüş olmasının yanında, genel tecrübelere göre 30-45 dakika arası bir çalışma gayet uygundur. Bunlara 3-5 dakikada ısınma ve soğuma zamanlarını da ekleyebiliriz. Henüz çok yeni iseniz dahi, 20 dakikanın altına düşmemekte fayda vardır. Ama unutmayın ki, ısınma ve soğuma zamanları ekstradır. Mesela 5 dakika ısındınız. 20 dakika sabit bir tempo ile koştunuz (temponun yavaş yavaş arttırılması gerekmektedir. Kendi yetinize göre bunu ayarlayınız) 5 dakikada soğuma hareketleri yaptınız. Toplam 30 dakika oldu. (30-45 + ısınma , soğuma) Bu çalışmalarda yorulmanız kaçınılmazdır ve insan doğası gereği bu süreci hemen bitirmek isteyecektir. Ola ki yaptığınız aktiviteyi artık daha sürdüremeyecek duruma geldiniz. KESİNLİKLE BİR ANDA KESMEYİNİZ! ÇÜNKÜ VÜCUT O SIRADA MAKSİMUM KAN POMPALAMAKTADIR. BU GİBİ ANİ DURUMLAR KRAMPLARA VE BAŞ DÖNMELERİNE SEBEB OLABİLİR. UYGUN OLARAK YAVAŞLAYIN VE O ŞEKİLDE BİTİRİN. Kardiyonun yararlarından bahsetmek gerekirse; Vücuda oksijen alımını arttırarak kalbin ve ciğerlerin kondisyon seviyesini arttırır. Yağ oranını düşürdüğünden daha estetik bir görünüme sahip olursunuz. Yorgunluğa karşı direnç kazanmış olursunuz. Tansiyonunuzun belirli aralıklarda kalmasına yardımcı olur ve uyku düzeninizi korur. Depresyona ve psikolojik rahatsızlıklara büyük ölçüde azaltır. Şimdilik kardiyo çalışmaları hakkında bu kadar bilgi ile yetinelim ve evde ne gibi hareketler yapabileceğinize dair bir takım hareketlerden kısa kısa bahsedelim. Vücut tipinizi ve elinizde bulunan ağırlıkları bilmediğimiz için sayı ve set sayısı belirtmiyoruz. Elinizdeki ağırlıkları 3 kg ile 12 kg arasında olduğunu farz edersek, 8 ile 20 tekrar ve 3 veya 4 set yeterlidir. Şınav hareketlerinde bir sırt çantasına pet şişe vs. gibi bir şeyler koyup bu şekilde şınavlarınızı zorlaştırabilirsiniz. Yalnız sırtınıza destek olarak havlu türü bir şey koyarsanız, çanta içine koyduklarınız sırtınıza batıp baskı uygulamaz. Kardiyo haricindeki ev çalışmalarınızın 30 – 45 dakika arasında olmasına ve set aralarındaki dinlenme sürelerinizde 1 dakikayı geçmemesine dikkat etmelisiniz. GÖĞÜS ÇALIŞMALARI: PUSH UP: Ellerinizi omzunuzun yanına gelecek şekilde yere koyun. Ayaklar birleşik. Kollarınızı dirseklerden bükerek aşağıya indirin. Sonra tekrardan vücudunuzu yukarı kaldırın. Burada dikkat etmemiz gereken, vücudun her zaman dik olması ve belden bükülmemesidir. Sırtınızı kamburlaştırmayın, kalçanızı yukarıya ya da aşağıya indirmeyin. Vücudunuz yerle temas etmesin. Neredeyse burnunuz ve alnınız yere değecek kadar bedeninizi yere indirin. INCLINE PUSH UP: Klasik şınavla aynı mantıktadır. Tek fark ayakların yerden yüksekte bir yerde durmasıdır. Bunun da amacı üst göğüslere olan etkiyi arttırmaktır. DECLINE PUSH UP: Bu da bir çeşit şınavdır. Eller yükseltilerek etki alanını alt göğüslere taşımış oluruz. Bu sayede göğüslerin alt kısımları daha fazla güçlenir. DUMBBEL BENCH PRESS: Dambıllar omuz hizasından avuç içleri ayaklara bacaklara bakacak şekilde olup, kollar düzelecek şekilde kaldırılır. Kaldırma esnasında nefes tutulmamalı verilmelidir. Burada önemli olan hareketin nizami ve dengeli olması ile göğüs kaslarındaki gerginliği hissedecek şekilde yapılmasıdır. Kollar tamamen yere temas etmemelidir.(Bench sehpası olanlar ya da sehpa yerini tutabilecek eşyası olanların bu hareketi burada yapılmaları önerilir.) DUMBBELL FLYING: Dambıllar omuz yanlarında ve avuç içleri gövdeye bakacak şekildedir. Dambıllar göz hizasına, kontrollü ve nefes verilerek getirilir. Aynı şekilde yana doğru açılarak göğüs kasları iyice gerdirilir. Dikkat edilmesi gereken nokta dirseklerin yana açılırken bir miktar kırık olması gerektiğidir. Tam düz duruşları sakatlanmalara sebebiyet verebilir. 90 derece olması da hareketin etkisini azaltmaktadır. (Bench sehpası olanlar ya da sehpa yerini tutabilecek eşyası olanların bu hareketi burada yapılmaları önerilir.) PAZU ÇALIŞMALARI(BICEPS): STANDING DUMBBELL CURL: Başlangıç hareketinde dambıllar vücudun her iki yanında avuç içleri karşıya bakacak şekildedir. Dambıllar omuz hizasına kadar kaldırılır. Kaldırma esnasında dirsekler sabit ve olabildiğince vücuda yapışıktır. Çift dambıl ile yapıldığı gibi biri inerken diğeri kalkacak şekilde teker teker çalışılabilir de. Dikkat edilmesi gereen nokta nizami yapılması ve dirseklerin hareket etmeyip, tamamen bisepslerden güç alınarak yapılmasıdır. DUMBBELL HUMMER CURL: Standing dumbbell curl gibidir. Farklı olarak burada, avuç içleri hareketin tamamında gövdeye bakmalıdır. DUMBBELL CONCENTRATION CURL: Sandalye, sehpa gibi, yerden çok yüksek olmayan bir şeye oturularak yapılır. Avuç içleri yukarı doğrudur ve dirsek bacağın iç kısmına yaslanır. Nefes verilerek dambıl omuza doğru kaldırılır ve aynı şekilde nefes verilerek nizami bir şekilde indirilir. ARKA KOL ÇALIŞMALARI(TRICEPS) BENCH DIP: Birbiriyle eş uzunlukta sandalye veya sehpa sayesinde yapılır. Alt tarafta topuklar üst tarafta avuç içleri sandalyelerde durur. Başlangıç hareketinde kollar tam açık şekildedir. Dirsekler bükülerek aşağıya doğru inilir. Kol açısı 90 derece olana kadar nefes alınarak inilir. Sonra tekrar başlangıç pozisyonuna nefes verilerek geri dönülür. Burada dikkat edilmesi gereken nokta aşağıya inerken dirsek açısının 90 dereceyi çok geçmemesidir. Aksi taktirde ön deltaları gereğinden fazla yük bindirerek sakatlayabilirsiniz. ONE ARM DUMBBELL TRICEPS EXTENSION: Dirsek baş yanında ve paralel olarak tek el ile avuç içi karşıya bakacak şekilde tutulur. Dirsekler 90 derece olacak şekilde dambıl baş arkasına doğru indirilir ve daha sonra tekrar ilk pozisyonuna geri döndürülür. Hareketin hızlı yapılması durumunda nizamın bozulmamasına dikkat edilmelidir. Aksi taktirde etkisinin azaldığı gibi sakatlıklara sebebiyet verebilir. CLOSE GRIP PUSH UP: Klasik şınavdaki omuz açıklığından biraz daha kapalı ve eller birbirlerine bir miktar bakacak şekilde yere konulur. Trisepslere olan etkisini arttırmak için dirsekler bedene yakın değil, yanlara doğru açılarak yapılır. OMUZ HAREKETLERİ (DELTOID) DUMBBELL SHOULDER PRESS: Başlangıç pozisyonunda avuç içleri karşıya bakar, dirsekler 90 derece olacak şekilde başın iki yanındadır. Kollar düzleştirilerek dambıllar başın üst noktasına getirilir. Bu esnada nefes verilir ve tekrar nefes alınarak eski pozisyona dönülür. DUMBBELL LATERAL RAISE: Ayakta duruş pozisyonunda avuç içleri birbirine bakacak şekilde vücudun yanında veya ön kısmından başlanarak yapılır. Dambıllar baş hizasına kadar kaldırılır. Dirsekler bir miktar kırık durumdadır. Dambıllar yukarı kaldırıldığında avuç içleri yere bakar ve dirsek içleri (bisepslerin bittiği yer) tam karşıya bakmalıdır. DUMBBELL FRONT RAISE: Avuç içleri gövdeye bakacak şekilde, dambıllar ön tarafta göz hizasına kadar kaldırılarak yapılır. Sonra tekrar bacakların önüne doğru indirilir. Dikkat edilmesi gereken husus, hareket yapılırken vücudun öne arkaya sallanmaması ve dikliğin bozulmamasıdır. DUMBBELL SEATED REAR LATERAL RAISE: Sandalye ya da sehpaya oturularak yapılır. Dambıllar bacakların altında avuç içleri birbirine bakacak şekilde birbirlerine yakın şekilde tutulur. Aynı “side lateral raise” deki gibi dirsekler kırıkken, dambıllar omuz hizasına doğru getirilir. Burada dikkat etmemiz gereken nokta, eğimli olduğumuz için dambıl öne doğru omuz hizasında kaldırılmasıdır. İYİ İDMANLAR. Bir sonraki yazımızda sırt, bacak ve mide hareketlerini inceleyeceğiz. Delikanlı hayvan: Amerikan Hamam Böceği Amerikan Hamam Böceği yani, Periplaneta Americana, en büyük ve en cesur hamam böceği türüdür. Hamam böcekleri kimsenin haz etmediği, çoğu insanın tiksindiği bir hayvanken, bir de bunun daha büyük, kahverengi ve uçabilenini düşünün. İşte o, Amerikan Hamam Böceği'dir. Dişisi bir kerede 150 yavru üretebilir. Kısa sürede bulunduğu yere yerleşir, her şeyi yer ve kötü kokarlar. Hamam böceğinden bir farkı daha vardır. Yerli malı karafatmalar geceyi bekler bulunduğu delikten çıkmak için. Işık yandığı gibi kaçacak delik ararlar. Ama Amerikan Hamam Böceği öyle mi ya? Değil. Senden benden cesurdur kendisi. Salonda 20 kişi son ses televizyon izlerken, o, evde tur atmaya çıkabilir. Salına salına dolaşır. Sen üstüne üstüne gitmeye başlarken de, uçarak suratını tokatlayabilir. Sen “ne bu la?” şokunu atlatmaya çalışırken, o yavaş yavaş deliğine geri döner. Sana da paranoyaların eşliğinde huzursuz bir gece geçirmek kalır. Sigara yasağı 19 temmuz itibariyle başladı. İlk tokadı açık alanı olmayan barlar yedi. Artık hoşlandığınız bir kadına sigarasını yakma amaçlı yaklaşamayacağınızı üzülerek belirtiriz. Ama korkmayın, XX sayfasında Nisan Parmaksız size barda kız tavlama cümleleri hakkında müthiş tüyolar veriyor. Yeter ki çakmakla yaklaşmayın! Su kaynaklarındaki azalmanın ne kadarından siz sorumlusunuz? Sudaki ayak izinizi hesaplamak ve geç olmadan bu konuda bir şeyler yapmak için WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ve OMO işbirliği ile hazırlana projenin web sitesine bir bakmanızda fayda var. www.sudakiayakizim.org Zamanında önlem alınmazsa dünya geri dönülemez bir yola girecek. Serkan Çağdaş'ın bu konuya değindiği yazısı XX sayfasında. Güzel manken Adriana Lima hamile! Evlendiği yetmezmiş gibi, bir de hamile kalan fahri Türk Lima, hepimize hüzne boğdu. Şaka bir yana hamileliği de ayrı bir güzel olan sempatik mankeni kutluyoruz. Lima ve diğer güzel sporcu eşleri ile ilgili geniş dosya xx sayfasında Skor bölümünde Türiye 3G teknolojisi ile sonunda tanıştı. Herkesin aklında aynı soru var; altyapımız 3G'yi kaldırabilecek mi? Hep birlikte göreceğiz. Teknoloji bölümünde bu ay yine birbirinden kullanışlı “yeni çıkmış bir şeyler” var. “Yeni mi çıkmış?” sayfa xx'te... Haziran ayında 3 milyon internet kullanıcısı Google'da “KADIN” yazıp “enter”a bastı. “KADIN” demişken... sayfa xx Bojana Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu görme engelli bir gence “Ankara'da neler gördünüz?” diye sordu. Sayfa xx'teki “Rövanşa Güvenen Adam” bölümünün tasarımını hazırlarken tanıştığımız Curling kızlarının birbirinden seksi resimlerinden, her üç senede bir takvim hazırlanıyor. Dünyada yok satan Curling Calender'dan önümüzdeki aylarda da bahsedeceğiz. Zira bundan sonra Curling, Wingman'in resmi sporudur. Paris Hilton, aptal ve fahişe ruhlu olmadığını, sadece rol yaptığını belirterek, “hepinizle dalga geçtim, bir sürü de para kazandım. Oh!” demiş kadar oldu. Peki. Sarışın demişken... sayfa xx Bojana Turkcell Süper Lig'te 2009/2010 sezonu 7-8-9 Ağustos tarihlerinde oynanacak 1. hafta karşılaşmalarıyla başlayacak. Futbola daha yakından bakmak isteyenler için crossover sayfa xx'te Bu ay şapka ile tanışmamızın 84. yılını kutluyoruz. Atatürk ilk kez, 25 Ağustos 1925'te Kastamonu'da başına bir şapka giyerek “Buna şapa derler.” diyerek halka şapkayı tanıtmıştı. Sonrasında, 25 Kasım 1925'te Şapka Kanunu çıkarıldı. Şapkalarla ilgili geniş bir dosya sayfa xx'te, “Tedbil-i Mekan”da Sapanca Gölünde Pirana balığı yakalandı. Kimse bu tropikal balığın Sapanca ölüne nasıl geldiğini anlayamadı. Neyse ki tropikal ortam dışında yaşayamayan piranaları uzun süre misafir etmek zorunda kalmayacağız. Pirana ve türevlerine karşı almanız gereken önlemler sayfa xx'te “Hollywood Hayat Kurtarır”da... Wingman'den Dev Hizmet Derginiz Wingman bundan böyle her ay sizi gizli bir kahramanla tanıştıracak. İlk konuğumuz her filmdeki Meksikalı, Danny Trejo. BMW GINA GINA, bir çok otoriteye göre günümüzden 20 yıl sonrasında “Otomobil nedir?” sorusuna bir cevap olabilecek nitelikte. GINA'nın yaratıcısı Chris Bangle, BMW'nin dünya çapındaki başarısında en büyük payı olanlardan biri. 17 yıl boyunca BMW otomobil grubu için Dizayn Bölümü Şefi olarak görev yaptı. 1,3,5,6,7 ,X3, X5 ve X6, MINI ve Rolls-Royce için yaptığı tasarımlar ile BMW'yi zirveye taşıdı. Chris Bangle'ın BMW'den ayrılmadan önceki son projesi olan GINA, şasesi hareketli bir tek sisteminden oluşan ve bütün yüzeyi özel bir kumaş ile kaplı bir prototip. GINA'nın tasarımında esneklik ve uyumdan yola çıkılmış. GINA'nın günümüz otomobillerinden en büyük farkı, tıpkı insan gibi bulunduğu ortama uyum sağlayabilmesi. Diğer otomobillerdeki çamurluk, yan panel, kaput, bagaj kapağı gibi öğeler yerine GINA'da hareket edebilen esnek bir dış yüzey mevcut. Bu dış yüzey, bulunduğu hıza ve ortama göre şekil değiştirebiliyor. Ön farları ise ışığa ihtiyaç olmayan durumlarda birer göz kapağı gibi kapanabiliyor. Bu büyük sanat eseri halen Münich Automakers Müzesinde sergilenmekte. Sertab Erener - Bu Böyle Bazı İngilizce kelimeleriyle hayatımıza öyle bir işledi ki, “single’lara oldum olası ayar oldum.” desem bu yazıyı okuyan nice “single”, ben aslında başka bir anlamından bahsederken, bana kontra-ayar olabilir. Aslında buna ayar demeyelim de mana verememe diyelim. “Kaset satın alan” neslin son fertlerinden olarak ve aldığı kaset üzerindeki yazı silininceye kadar dinleyen biri olarak “tek şarkı ve onun çeşitli versiyonları ya da tek bir şarkı ve yancısı olan daha önce yayınlanmamış bir ya da iki şarkının yayınlandığı bir kaydı niye alayım?” düşüncesinden yıllar yılı kurtulamadım. Özellikle müzik endüstrisindeki hızlı değişimler ve bu değişimlerin başında gelen mp3’lerin hayatımızda standart b